Elveda Güzel Vatanım – Ahmet Ümit

0
1443

Polisiye romanlarına severek okuduğum Ahmet Ümit’in bu kitabı, polisiye sahnelerini barındırsa da daha çok geçmişten günümüze ışık tutan, yakın Tarih’i, aşkı anlatan bir romandır.

Okumayı düşünenler için kesinlikle tavsiye edebileceğim, akıcı üslubuyla elinizden düşürmeyeceğiz, ara sıra duygulu anlar yaşayabileceğiniz bir kitaptır.

Her ne kadar internette kitabın çok detaylı özetlerini veren yerler mutlaka olmakla beraber çok fazla verilen detaylar, karşılaşılacak ve merak uyandıran bölümlerin önceden öğrenilmesine ve kitaptan alınacak hazzın azalmasına sebep olacaktır. Ben şahsen özellikle, beğenerek, merakla okuduğum bu kitabı okumak isteyenlerin merakını çok fazla gidermek istemiyorum. Sadece mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

Romanın kahramanı olan Şehsuvar Sami’nin vatanı uğruna vazgeçtiği aşkı Ester’e, yakın tarihimizi ele alarak niçin kendisinden vazgeçmek zorunda olduğunu 16 gün boyunca Pera Palas otelinde kaleme alarak, yaklaşık 20 yıllık bir tarihi genel hatlarıyla anlatıyor.

Anlatımında, yakın tarihimizde neler yaşandığını, entrikaları, İttihat ve Terakki Cemiyetine üyeliğinden iktidarın çöküşüne kadar süreyi geçmiş zaman ve şimdiki zaman gelgitlerini müthiş kullanıyor. Hiç sıkılmadan sonunu getirebiliyorsunuz.

Kitap aynı zamanda yakın tarihimize bir tur atmamızı sağlayarak bilgilerimizi tazelememize vesile oluyor.

Sonuç olarak; Ahmet Ümit her zaman olduğu gibi bu kitabında da akıcı, kolay bir üslup kullanmış olması, Tarihi romanları sevmeyen okuyucuların bile hiç sıkılmadan okuyarak, merakla sonunu getirebileceği düşünmeme sebep oldu.

Tabi bütün bunlar, benim bence diyerekten yaptığım yorumumdur. Herkesin sevdiği tarz farklı olabilir. Bana bu kitabı ne derece tavsiye edersiniz diye soracağınız soruya cevabım kesinlikle tavsiyem ederim ve mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Kitap tanıtımından:

Yazar: Ahmet Ümit

Yayın Evi: Everest Yayınları

Sayfa sayısı: 560 Sayfa

1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam:

Şehsuvar Sami… Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami’nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun… Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru:

Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı?

“Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar.” Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ne yazık ki doğru… Doğru, lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir.

Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller,  yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası,  ne su havzaları, ne ağaç silsilesi… Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan…

Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet, bir vakitler zihnim,  kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here