Serenad – Zülfü Livaneli

0
607

Hikâyeyi anlatan Maya, kitap için yazdıklarıyla ilgili son düzenlemeleri uçak seyahati esnasında yaptığı atmosfer ile hem de kitabın ana hikayesine gidip gelmesi, bir uçağa, bir hikayeye sıçraması insanı zorluyor, ilk başlarda atmosferi yakalamakta zorlandım. Bi uçak, bi hikâye.

Yazar, ilk çeyrekte, hikâyeyi okuyucuya aktarmak için, Hitlere Nazilere, yabancı terimlere, yabancı profesörlere, onların neler yaptığına çok girip çıkıyor, bir ara onlara çok takıldık, kitap akmadı geçmedi neredeyse bırakacaktım, bir ara boğuldum (yalan yok).

Boğucu yerleri biraz sabır ile geçmek gerekiyor. Kitap yarıdan sonra müthiş ve son sayfalarda, insan duygularına hâkim olamıyor. Başlarda boğucu olduğunu düşündüğüm yerler olmazsa olmaz, konunun anlam bütünlüğü için gerekli olduğunu sonradan anladım fakat daha sade ve daha akıcı olabilirdi diye düşündüm. Tabi bu benim bence diyerekten yaptığım yorumumdur.

Bir kitap okudum ama bittiğinde sanki çok kitap okumuş gibi hissettim kendimi. Bilmediğim birçok yaşanmış konuyu öğrendim. Bilgiye ne kadar aç olduğumu bir kez daha anladım. Bu kitap benim birçok konuda bilgi sahibi olmamı sağladı. Bilgiye doymuş muydum hayır. Cahillik öğrenme isteği bittiğinde başlar. Kitabı bitirdim fakat kitabı okurken aldığım notlara istinaden arama motorunu açıp araştırmalara başladım, kitap bittikten sonra bile bilgi sahibi olmama sebep oldu. Struma ile ilgili detayları araştırın çok ilgi çekici.

Bayan Maya Duran İstanbul Üniversitesi’nde Halka İlişkiler Sorumlusu olarak çalışmakta olup, Rektörlüğe gelen misafirlerin, konaklama, yeme-içme, gezinti ve benzeri gibi durumlarını organize etmektedir.

Bir gün, Maximilian Wagner adında, 87 yaşında bir Profesör İstanbul Üniversitesine, konuşma için iştirak edecektir. Maya Duran profesörü havalimanından alarak Pera Palas oteline yerleştiriyor.

Profesör konuşma yaptıktan sonra ülkesine dönüş için kalan 2 günlük süre zarfında Şile’ye gitmek istediğinde Maya şaşırıyor. Kar, kış, kıyamet anlam veremiyor. Sabahın 4’ünde ve Şile’mi diye tekrar ettiğinde, profesör evet Şile Karadeniz sahili olan Şile diyor ve yola çıkıyorlar.

Maya her şeyi daha sonra anlayacaktır. Şile’ye varıyorlar. Maximilian Wagner yanına kimse gelmesini istemeyerek tek başına uzaklaşıyor, denize çiçek bırakarak, kemanını çıkarıyor kumsalda Serenad’ı çalmaya başlıyor. Serenad’ı kendisi bestelemiş olsa da notalarının bir kısmından sonrasını hatırlamıyor. Uzun süre aynı ezgiyi çalıyor başa dönüyor sonu hiç gelmiyor.

Kar ve tipi başlıyor, Karadeniz sahilinin etkisiyle soğuk çok ciddi etkisini gösteriyor. Bir müddet sonra Maya dayanamayıp profesörün yanına gittiğinde donmak üzere ve mosmor olduğu görüyor. Güç bela, şoför ile birlikte profesörü arabaya getiriyorlar. Arabanın kaloriferi bozuk olmakla birlikte arabada arızalanıyor ve çalışmıyor.

Profesör donmak üzere olduğu için, sahildeki atıl duran, kışın hizmet vermeyen bir otele taşıyorlar. Otelde görevli genç bir bekçi var. Otelde soba yok. Donmak üzere olan profesörü, bir yatağa yatırıp üzerini kat kat örtüyorlar ve şoför, eski model arabanın tamiri için oteldeki görevli ile en yakın yerleşim yerinden tamirci bulmaya gidiyorlar.

Maya ne yaptıysa profesörü ısıtamıyor, yatak yorgan, hatta kendi montunu bile örtüyor fayda etmediğini gördükten sonra profesörü ölümden kurtarmak için soyuyor, kendide soyunup iç çamaşırlarıyla yatağa giriyor, sarılıp profesörü ısıtmaya çalışıyor ve sonunda başarıyor. Onu ölümden kurtarıyor, geri dönen otel görevlisi ve şoför karşılaştığı tablo karşısında yazıklar olsun diyerek çıkıyorlar. Şoför arabaya binip kaçıyor, İstanbul’a dönüyor.

Profesör hastaneye kaldırılır ve tedavi olup çıktığında Maya’ya hikâyesini anlatır. Profesör Katolik bir aileden gelmektedir, âşık olduğu Yahudi bir kız olan Nadia ile evlenir. O dönemlerde, Nazi Hitleri Yahudileri toplatıp öldürmesinden dolayı, evlenmelerinin hemen ardından Nadia ismini değiştirir ve başka bir şehre taşınırlar. Orada da rahat yoktur.

Türkiye’de iş bulabileceklerini duyan çift kaçmanın bir yolunu bularak trene biniyorlar. Alman polisi tarafından, istasyonda durdurulan tren yolcuları kontrole tabi tutulur. Nadia’nın, başı çok ağrıyor ve tren durduğunda valize gidip ilaç almaya karar veriyorlar. Maximilian Wagner (profesör) geri döndüğünde, Nadia’nın Yahudi olduğunu anlayan polisler, kadını kaçırmışlardır. Tren hareket eder ve Maximilian Wagner (profesör), Nadia’nın tuvalete gittiğini düşünür. Fakat dönmüyor trendeki görevlilere sorduğunda Nadia’nın Alman polisleri tarafından alındığını öğrenir. Ortalığı yıkıp dökmesine istinaden, sakinleştirici iğne vurulur ve yatağa kelepçelenir. Profesör, İstanbul’a tek başına gelmek zorunda kalır ve burada karısını kurtarmak için başvurmadığı kişi ve yol kalmamıştır.

Sonunda, 769 hamile, çocuk, kadın-erkek yolcu ile Yahudi göçmen taşıyan ve Romanya’dan Filistin’e giden bir gemiye bindirmenin bir yolunu bulur. Bu geminin adı Struma’dır. Gemi İstanbul’a da uğrayacak ve Nadia’yı bırakacaktır.

Struma’nın motoru İstanbul’a ulaşamadan açık denizde arızalanıyor. Gemi, daha ufak bir Türk motoruyla çekilerek Sarayburnu açıklarına demir atıyor. Geminin yolcu kapasitesi 250 olmasına rağmen, 800 kişiye yakın yolcu, tek bir tuvalet vardır.

Depo, güverte, odalar, her yer, insanlarla hınca hınç doludur. İnsanların hepsinin güverteye sığması mümkün değildir. Kısa süreliğine hava almak için sırayla güverteye çıkabilmektedirler. Tuvalet tıkanır, dizanteri gibi salgın hastalık başlar. O dönemde Filistin’e Yahudi göçünü kısıtlayan İngiltere’nin de baskısıyla ne geminin yola devam etmesine ne de yolcuların karaya çıkmasına izin verilir. Almanya ile müttefik olan Romanya gemiyi geri kabul etmez.

Haftalarca yazışmalar yapılıyor ama Türkiye karaya çıkmalarını kabul etmiyor, İngiltere geminin Filistin’e göçüne izin vermiyor. Romanya gemiyi geri kabul etmiyor. Gemi Sarayburnu açıklarında kalıyor. Profesör, 800’e yakın insan içinden görecek umuduyla, elinde bir dürbün ile günlerce karadan gemiye bakarak, Nadia’yı tekrar bir kez daha olsun görme aşkıyla çırpınıp duruyor.

9 hafta boyunca kıyıda demirli vaziyette bekleyen gemide yemek tükeniyor, 2 günde bir yemek az az yemek veriliyor. Durum çok vahim ve içler acısıdır.

Gemide (Struma) kalan yolcuların akıbeti ile ilgili haftalarca süren görüşmeler sonuç vermeyince, Türk hükümeti, motoru halen çalışmayan gemiyi Karadeniz Şile açıklarına çektiriyor. Profesör bir taksi tutarak, gemiyi karadan takip ediyor. Yüreği yanıyor. Telli baba tarafından bir motorcu ile karşı kıyıya geçerek Şile kıyısına varıyor.

Şile yakınlarına geldiğinde durdurulan Struma uzun süre orada kalmak zorunda kalır. En sonunda, Rusya, bir denizaltından füze atarak gemiyi patlatır. İnsan parçaları, eşyalar geminin parçaları havalarda uçar. Gemiden bir tek kişi sağ kurtulur. Depresyon geçiren Profesör sınır dışı edilir. Eşyalarını, Nadia için bestelemiş olduğu Serenad’ın notaları bile yanına alamaz.

Maya, Şile’de ki otelde yaşanan yatak olaydan sonra Üniversite’den kovularak işsiz kalır. Struma’yı araştırmak ister ama Türkiye Bakanlıktan, arşivlerinde hiçbir kayıt bulunmadığına dair bir cevap gelir. Almanya’ya giderek Alman arşivlerinde, Serenad’ın notalarını ve Nadia’nın fotoğraflarını bulur ve fotokopisini alır. Türkiye’de ki SAD (Su Altı Araştırma Derneği) vasıtasıyla batık Struma’nın, su altındaki videolarını bulur ve DVD yaptırır.

Profesörün asistanı tarafından Maya’ya bir e-mail gelir, Profesör kanser ve son günlerini yaşamaktadır. Maya, Amerika’ya profesörü görmeye gider. Giderken araştırıp bulduğu, Struma’nın su altı videoları, Serenad’ın notaları ve Nadia’nın fotoğraflarını yanında götürür teslim eder ve Profesörü birkaç günlük olsa da hayata tutunmasına, çok mutlu olmasına vesile olur. Daha sonra profesör ölür ve Maya’ya bir paket bırakır. Paketin içinde Profesörün kemanı vardır.

Maya, Profesörün son isteği olan, küllerini alarak Şile’den denize dökerek son isteğini gerçekleştirmiş olur.

Kitap Tanıtımından Alıntı:

Roman okumak istiyorsanız…

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar.

1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad’da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.

Sayfa Sayısı: 484
Baskı Yılı: 2016
İlk Baskı Yılı : 2011

Yazar : Zülfü Livaneli

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here