Piraye – Canan Tan

0
637

Erkekler ağlamaz demeyin sakın. İtiraf edeyim benim ağladığım çok olmuştur. Neyse gelelim asıl konuya, bazen ağlamak gülmekten daha iyi gelir insana.

Son günlerimde okuduğum kitaplar içinde Khaled Hosseini’nin “Uçurtma Avcısı” isimli kitabını okurken göz yaşlarıma hakim olamamıştım. Birde şuanda bitirip hemen görüşlerimi kaleme almak istediğim PİRAYE’den Canan Tan.

Piraye’ye nasıl başladım nasıl bitirdim anlayamadım. Dün başladım bugün bitti. Ne buldum kendimde, niye göz yaşı döktüm anlamam mümkün değil. Kitabın neresinde kendim varım bilemiyorum ama okurken içten içe gözlerimden yaş döküldü. Piraye desem değilim, Haşim hiç değilim. Sonlara doğru oldu ne olduysa. Aşklarından etkilendim belki de. Yada gereğinden fazla duygusalım bilemiyorum.

Piraye’nin hayallerinde, sinema, tiyatro, konservatuar okumak varken, babası diş doktoru olması sebebiyle, baskı içinde kendini babasının mesleği olan Diş Hekimliği Fakültesinde buluyor. Şiir yazmayı ve Nazım Hikmet’i çok seviyor. Kendisini Nazım Hikmet’in eşi Piraye yerine koyuyor. Nazım’ın, hayat arkadaşı Piraye’ye yazdığı gibi acaba kendine de şiirler yazan biri olacak mıydı?

Okuduğum kitapları anlatmayı sevmiyorum. Okumak isteyenler için, filmin sonunu söylemeden duramayan insanlar gibi olmak istemiyorum. İzlenmiş gibi etki bırakmasın istiyorum ama Piraye beni çok etkilediği için özetlemek istiyorum.

Piraye, fakültede tanıştığı Diyarbakır’lı Haşim ile mezuniyeti sonrasında evleniyor, Diyarbakır’da Ailesinin hep birlikte yaşadığı Konak’ta, Yeşil bir Oda’da yaşamak zorunda kalıyorlar. Haşim, töre, örf ve adetlerden dolayı sürekli ailesi ile canından çok sevdiği Piraye ile gelgit çıkmazında boğuluyor.

Bir kız çocukları oluyor, adını Diyarbakır’a hayat veren Dicle’den alıyor ama Haşim’in soyunu devam ettirmek için kız çocuk yeterli değil. Töre’ye göre kuma getirmek serbest. Üstelik Piraye’nin kaderi kötü tekrar hamile kalamıyor, “Kız Kısırı” deniliyor oralarda. Kuma getirmek kaçınılmaz oluyor. Haşim bu durumdan hoşnut değil.

Haşim, annesinin baskısıyla köyden bir kızla evleniyor, kız hamile, sakat doğuyor. Kaderin intikamı mı? Piraye’nin ahı mı desem ama Piraye ah etmiyor. Piraye İstanbul’a dönüyor. Boşanmak istiyor ama babası felç olduğu için üzülmesin diye öteliyor ve türlü sebepler. Piraye’nin babası vefat ediyor. Piraye ile birlikte çalışmak için hayal kurduğu Diş Hekimliği muayenesini Piraye devraldıktan ve temelli İstanbul’da kalmaya karar verdikten 5-6 sonra Haşim geliyor ama Piraye hamile, üstelik erkek ve Haşim’den. Piraye Kız Kısırı değil. Haşim’in yüzüne, çocuğun onun soyadını taşıyacağını ama tek başına kendisine ait olacağını, doğumdan sonrada boşanacağını, bir daha gelmemesini ve son sözlerini söylüyor. Haşim giderken yaşamaktan çok ölmek istiyorum derken Piraye bu cümlenin içinde yatanı anlayamamıştı.

Haşim, Diyarbakır’da hasımlarının üzerine silahsız bir şekilde ve özellikle kışkırtmak için giderek aslında intihar etmişti. Piraye’den çocuğa, kendi ismini koymasını isteyen Haşim’e hayır ölen babamın adını koyacağım dediğinde. Beni ismimle yaşatmanı isterdim derken aslında bir çok şeyi anlatmak istemişti son konuşmada gitmeden önce.

Çocuk doğunca adı Haşim olacaktı. Piraye sonradan Haşim’in söylemek istediği her şeyi anlamıştı ama artık Haşim hayatta değildi.

Yazar: Canan Tan

Sayfa sayısı: 432

Yayınevi: Altın Kitaplar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here