Evliliği Sürdürmenin 7 Altın Kuralı

0
206

İlginç bir çağda yaşamaktayız, her gün yeni mutluluk formülleri üretiliyor. Mutluluk her yerde aranıyor. Meditasyonlarda, yaşam koçlarında, medyumlarda, kahve fincanlarında, içki kadehlerinde, hatta Tibet’ te. Formül arttıkça mutsuzluk oranları da artıyor, çünkü yeni denenen her formül mutsuzluğa çözüm olamadığı için umutsuzluk artıyor. Oysaki çalışıp üretmek dışında insana mutluluk veren diğer şey yani sevmek ve sevilmek göz ardı ediliyor. İnsanın yaradılışından gelen en tartışma götürmez özellik, sevme-sevilme ve bağlanma ihtiyacıdır. Bunun en güvenli ve toplum tarafından da kabul görülen yansıması evliliktir. Her yerde mutluluğu ararken bir taraftan da her iki evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor. İlginç bir çağ işte. İnsanlar ellerindeki mutluluk kaynağını görmeyip veya bu kadar kolay harcayıp sonra da arayışlara başlıyorlar. Peki madem böyle, bu kaynağı doğru kullanmanın bir yolu var mı? Bu konuda terapistler yıllardır kafa yormaktalar. Çünkü mutlu çocuklar, mutlu ailelerde yetişir, sağlıklı ve mutlu evlilikler sağlıklı toplumun ve daha güzel bir dünyanın temelidir.

Mutlu evlilikler kişilerin kendisinin de sağlığına katkıda bulunmaktadır. Araştırmalara göre, mutlu çiftlerin, boşanmış ya da mutsuz çiftlerden daha uzun ve sağlıklı bir yaşamları olmaktadır. İyi bir evliliğin bağışıklık sistemini güçlendirdiği gösterilmiştir. Mutsuz evlilikte insanlar, hem fiziksel hem de duygusal olarak stres altında hissettiklerinden vücutları stres hormonlarının kronik tahrikine maruz kalmaktadır. Bu ise kalp damar hastalıkları başta olmak üzere cok sayıda fiziksel rahatsızlığın yanısıra intihara varan depresyon, anksiyete, madde bağımlılığı gibi ruhsal hastalıklara sebep olmaktadır.

Peki evliliğin yürümesini daha doğrusu iyi yürümesini sağlayan şey nedir? Mutlu çiftler, diğerlerine göre daha zeki, daha zengin ya da daha mı güçlüler? Cevap hayır. Çift terapisinin duayenleri Dr. John ve Dr. Julie Gottman 35 yılı aşan araştırma ve gözlemleriyle bu soruların cevaplarını aramışlar ve işin özünde mutlu evliliklerin derin bir dostluğa dayalı olduğuna dair basit bir gerçeğe ulaşmışlardır. Bundan kasıt, karşılıklı saygı ve birbirine eşlik etmekten alınan keyiftir. Bu çiftler genelde birbirlerini yakından tanır, birbirinin hoşlanıp hoşlanmadığı şeylere, kişilik kusurlarına, umutlarına ve düşlerine aşinadırlar. Birbirini her zaman düşünür ve bu düşkünlüğü sık sık, büyük değil küçük vesilelerle dile getirirler. Mutlu çiftler, günlük yaşamlarında, birbirleriyle ilgili olumlu duygu ve düşüncelerinin birbirleriyle ilgili olumsuz duygu ve düşüncelere (normalde bütün çiftlerde var olan) ağır basmasını sağlayan bir dengeyi yakalamışlardır. Birbirlerini anlama, birbirlerine ve evliliklerine değer verme yetenekleri mutsuz çiftlere göre daha yüksektir. Ancak buradan bu mutlu evliliklerin kusursuz beraberlikler olduğu çıkarılmamalıdır. Birbirlerinden memnun olduğunu söyleyen bazı çiftler de birbirlerinden mizaç, ilgi alanı, aile değerleri açısından önemli farklılıklar gösterebilirler. Tıpkı mutsuz çiftler gibi maddi konular, iş, çocuk, ev bakımı, cinsellik ve akrabalar konusunda tartışabilirler. Evliliklerde çatışmaların çoğu çözülemez. Mutsuz çiftler birbirinin düşüncesini değiştirmek için yıllarca çatışırlar. Ancak bu mümkün değildir. Çünkü anlaşmazlıkların çoğunun kökeninde yaşam tarzı, kişilik ya da değerlere dair köklü farklılıklar vardır. Bu farklılıklar üzerinden kavga etmek, sadece zamanı boşa harcamaya ve evliliklere zarar vermeye sebep olur. Ancak bu, ilişkide çatışma varsa hiçbir sey yapamayacağımız anlamına gelmiyor. Çatışmayı çözmek için tekrar tekrar tartışmak yerine aradaki çatışmaya neden olan temel farklılığı anlayıp birbirimize değer verip saygı göstererek o farklılıkla birlikte yaşamayı öğrenmek gerekir. İşte mutlu çiftlerin sırlarından biri budur. Halen evli olan veya evlenmeyi planlayan çiftlere rehber olmak amacıyla mutlu evlilik için yedi ilkeyi sıralayalım:

1. Birbirinizin dünyasıyla yakından ilgili olun.
Mutlu çiftler, beyinlerinde eşlerinin yaşantısıyla ilgili geniş bir yer ayırmışlardır. Birbirlerinin geçmişindeki önemli olayları hatırlar ve eşlerinin dünyasındaki olaylar ve duygular değiştikçe bilgilerini güncellerler. Birbirlerinin hedefleri, endişeleri, umutları hakkında bilgi sahibidirler. Bilgide güç saklıdır. Bilgiden yalnızca sevgi değil, evlilikteki fırtınaları yatıştırma gücü de doğar. Birbirinin dünyasına yönelik ayrıntılı bilgiye sahip çiftler, stresli olaylar ve çatışmayla baş etmeye daha hazırlıklıdırlar.

2. Sevgi ve hayranlığınızı geliştirin.
Sevgi ve hayranlık, mutlu ve uzun süreli bir ilişkinin en önemli öğelerindendir. Mutlu çiftler, eşlerinin kişilik kusurları yüzünden zaman zaman başka şeylerle ilgilenme dürtüsüne kapılabilseler de, evlendikleri kişinin saygıya değer olduğunu hissederler. Sevgi ve hayranlığı canlandırmak ya da artırmak hiç de karmaşık değildir. Uzun süredir gömülü kalan olumlu hisler bile yalnızca üzerinde düşünerek ve konuşarak açığa çıkarılabilir. İlişkinin başlangıcına ve iyi geçmiş zamanlara, eşinizin olumlu özelliklerine odaklanarak, çoğu kez közleşmiş olumlu duyguları ortaya çıkarabilirsiniz.

3. Uzaklaşmak yerine yakınlaşın.
Gündelik yaşantınızda birbirinizle bağlantı kurup yakınlaşabilirsiniz. Aşkı canlandırmak için filmlerin aşk sahnelerindeki diyaloglara gerek yoktur. Gerçek yaşamda aşk, çok daha sıradan bir bağlantı yaklaşımıyla ateşlenir. Günlük yaşam sıkıntısı içinde kendisine değer verdiğinizi eşinize bildirdiğiniz sürece de canlı tutulur. Örneğin, eşinizin iş yerinde kötü bir gün geçirdiğini bilerek, yüreklendirici bir mesaj atmak üzere kendi iş gününüzden yarım dakikanızı ayırdığınızda büyür. Evli insanlar düzenli olarak, eşlerinin dikkat, sevgi, mizah anlayışı ve desteği için bir çeşit davetiye çıkarırlar. Bu davetiyeden sonra birbirlerine ya yakınlaşır ya da uzaklaşırlar. Bu davetiyeleri yakınlaşmak için iyi değerlendirin. Çünkü yakınlaşma, duygusal bağlantı, aşk, tutku ve iyi bir cinsel yaşamın temelidir.

4. Eşinizin sizi etkilemesine izin verin.
Çiftlerin kendileriyle ilgili karar verirken birbirlerinin görüşlerini ve duygularını hesaba katmaları ilişkiyi uzun vadede güçlendirir. Veriler kadınların bunu zaten yaptıklarını gösteriyor. Durum erkeklerde böyle değil. Burada erkeklere kişisel erklerinden tamamen vazgeçip hayatlarının yönetimini eşlerine bırakmaları tavsiye edilmemekle birlikte, uzun vadede en mutlu, en dengeli evliliklerin, erkeğin karısına saygılı davranıp güç paylaşımına ve kararların birlikte alınmasına direnmediği evliliklerdir.

5. Çözülebilir sorunlarınızı çözün.
Karı koca birbirine karşı saygılı ve diğer kişinin bakış açısına açıksa, ortaya çıkacak farklılıkları halletmek için iyi bir temelleri var demektir. Ama yine de çoğunlukla, birbirlerini ikna etmeye ya da anlaşmazlıkları çözmeye çalışırken yollarını kaybederler. Bunu gidermenin yolu çatışmayı giderecek yeni bir yaklaşım öğrenmektir. Var olan sorunun ortaya nasıl getirildiği en önemli adımdır. a. Başlangıç konuşmanızı yumuşatın, b. Onarma girişimlerinde bulunmayı ve karşıdan gelenleri kabul etmeyi öğrenin, c. Kendinizi ve birbirinizi yatıştırın, d. Uzlaşın, e. Birbirinizin hatalarına karşı hoşgörülü olun.
Beraberliklerde varolan sorunu ortaya yüzde seksen oranında kadın getirir. Erkekler genellikle kaçınma eğilimindedir. Burada esas olan kadının sorunu ortaya nasıl getirdiği ve bunun da en önemli aşaması yumuşak başlangıç yapıp yapmadığıdır. Çünkü tartışmalar her zaman başladıkları havada biterler.

6. Kilitlenmenin üstesinden gelin.
Evliliklerde, çözülemeyen bir sorunda çaresizce kilitlendiğinizi hissedebilirsiniz. Kilitlenmeye sebep olan konunun altında genellikle karşınızdakinin bir hayali yatar. Yani bu durum sizinle değil onunla ilgilidir. Konunun eşinizin iç dünyasında ne anlama geldiğini öğrendiğinizde; kilitlenmiş çatışma, evliliğinizde muhtemelen her zaman kalıcı bir mesele olacak olsa da, günün birinde o konuda birbirinizi incitmeden konuşabilirsiniz. Sorunla birlikte yaşamayı öğrenebilirsiniz.

7. Ortak anlam yaratın.
Evlilik, sadece çocukları büyütmek, işleri paylaşmak ve sevişmekten ibaret değildir. Beraberce bir iç yaşam yaratmakla ilgili manevi bir boyutu da vardır. Yani sembolleri ve ritüelleri olan zengin bir kültürle ve sizi birbirinize bağlayan, kurduğunuz ailenin bir parçası olmanın anlamını kavramanızı sağlayan rollerinizin ve hedeflerinizin olduğu bir boyut. Her çift ve her aile kendi mikrokültürünü yaratır. Diğer kültürler gibi, bu küçük birimlerin de adetleri (cumartesi akşamları yemeğe çıkmak gibi), ritüelleri (araba değiştirildiğinde şehir dışı gezi gibi) vardır. Bir kültür geliştirmek, çiftin hayat felsefesi konusunda her bakımdan hemfikir olması anlamına gelmez. Bunun yerine bir örtüşme söz konusudur. Birlikte geliştirdikleri kültür her ikisinin de hayallerini içerir. Bu kültür, karı-koca büyüyüp geliştikçe değişebilecek kadar esnektir. Evlilikte ortak bir anlam duygusu varsa, çatışma o kadar şiddetli olmaz ve kalıcı sorunlar kilitlenmeye yol açmaz. Detaylı bilgi için bizimle iletişime http://www.zuhaldogruer.com/iletisim geçebilirsiniz.

Uzm. Dr. Zuhal DOĞRUER

Psikiyatrist

GSM: 0 (533) 418 37 67

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here