Eşi Vefat Eden Kadınlar Ve Depresyon

0
304

Bir insanın eşini kaybetmesi gerçekten çok ağır fakat önüne geçilemeyecek bir durumdur. Mutlu bir evliliğin sona ermesi ve eski günlerin bir daha yaşanamayacak olduğunu bilmek insanın yaşayacağı en büyük travmalardan birisidir. Eşini kaybeden bir insan bir taraftan yarım kalmış işlerle, planlarla karşı karşıya kalırken diğer yandan da yaşadığı olaydan kaynaklanan üzüntüler, korkular ve heyecanlarla yüzleşmek durumundadır.
Kadın erkek herkes için katlanılması güç olan bu durum, kadınlara yüklenen toplumsal rolün etkisiyle daha da zorlu bir hale bürünüyor. Böyle bir olaydan sonra kadınların en çok hissettikleri duygulardan biri suçluluk duygusudur. Eşi vefat eden bir kadına gülmek bile suç gibi gelir. Etrafındaki insanların kendisinden -televizyon seyretmemek, eğlenmemek, nikah yüzüğünü takmaya devam etmek gibi- birtakım beklentilerinin olduğunu ve çevresindekiler tarafından her hareketinin izlendiğini düşünür. Gerçekten de toplumda böyle bir eğilim vardır. Çevrenin geride kalan eşi sahiplenmesi aslında kendiliğinden kötü bir şey değildir. Ancak bu sahiplenme baskı ve kontrol biçimde gelişiyor ya da o şekilde algılanıyorsa sorunu büyütmekten başka bir şey yapmaz.

Vefatın ardından geride kalan kişinin yaşamı bu olayı kabullense farklı, kabullenmese farklı şekilde seyreder. Eşleri vefat eden hanımlarda depresyona çok sık rastlıyoruz. Depresyonu muhakkak terapitik bir yaklaşımla aşmak gerekir. Sadece ilaç gerekecek derinlikte bir depresyon da yaşanabilir ama yardım almak çok önem taşır. Çünkü eşini kaybetmesi insanın hayatını derinden etkileyen ve kendisine yeniden bir yol çizmesini gerektiren bir durumdur.

Matem Dönemi

Ölüm gibi travmalara yol açacak olaylarla baş etmede insanın daha önceki kişilik birikimleri ön plana çıkar. Böyle bir durumda matem doğal bir tepkidir. Bir insan sevdiğini kaybettiği için travma geçirecek, ona karşı yoğun bir özlem duyacak, onunla ilgili bir örselenme yaşayacaktır.

Matemi yaşamak, cenazeye katılmak, kabristana gitmek, matem elbiseleri giymek, ağıtlar yakmak vs. aslında ruh sağlığı açısından faydalı şeylerdir. Çünkü acıdan kaçmamak, acıyı zamanında yaşamak gerekir. Acı zamanında yaşanmadıysa duyguları bastırmanın sonucu olarak başka ruhsal sorunlar ortaya çıkabilir. Matemi vaktinde yaşayıp acıyı tüketmek daha iyidir. Acıyla yüzleşen insan zamanla bunu gerçekçi bir şekilde göğüsleyip aşabilecektir.

Bu dönemde sık sık eşini, onun ölümünü rüyasında görenler, iştah kaybı, kilo kaybı, uyku düzeninde bozulmalar yaşayan kişiler olur. Bunların dışında sürekli o konuyu düşünme, korkularda artış (yere bir şey düşse hemen irkilme, sıçrama) gibi stres bozuklukları yaşanabilir.

Eşi vefat etmiş kadınların hissettiği duygulardan bir tanesi de yalnızlık duygusudur. İnsan ölümden çok ayrılık nedeniyle acı çeker. Sevdiğine ulaşamamanın verdiği ayrılık duygusunu doğru yönetmek gerekir. İnsanın ileride eşine kavuşacağına ilişkin sağlam bir inancı olan varsa rahatlaması çok daha kolay olacaktır.

Bu türden olaylarda kişinin ruhsal olgunluğa erişmiş bir insan olması önem taşır. Kişinin ruhsal olgunluğuna göre verdiği tepkiler değişir. Bütün sorun, yaşam felsefesini hayatın yeni akışına uygun olarak değiştirmek, yani kendine uygun yeni stratejiler geliştirebilmektir. Bu acıyı yaşayanlar ölümü hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olarak kabul etmeli ama bunu bir yok oluş şeklinde algılamamayı başarabilmeliler.

Eşlerini kaybeden kadınların hayatlarına devam etmeleri halinde suçluluk duygusuna kapıldıklarını ifade etmiştik. Dışarı çıkmak, kuaföre gitmek bile kişinin büyük bir suçluluk duygusu hissetmesine yol açar. Gitmek istemez, gitse de insanların kendisini yargılayacaklarını düşünür. Eşinin sevdiği yemeği yerken bile kendisini suçlu hisseden insanlar dahi vardır. Bütün bunlar insanın eşine duyduğu sevginin derinliğini gösteren şeylerdir ama bir taraftan da hayatın devam etmekte olduğu, varsa insanın çocuklarına karşı sorumlulukları olduğu da unutulmamalıdır.